Yasa ve Yargı İçtihatları Doğrultusunda Kamulaştırmasız Elatma Davaları

Av.Tevrat DURAN
Av.Tevrat DURAN
Yasa ve İçtihatlar Doğrultusunda Kamulaştırmasız Elatma Davaları 
1-KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMAYA DAYALI DAVALARIN YASAL DAYANAKLARI
         Bu çalışmanın amacı kamulaştırmasız el atma davalarının tarihini ana hatlarıyla incelemek olup ilgili tüm sorunları el alma iddiasında değiliz. Hukuk sistemimizde, 1924 ve 1961 Anayasaları ile halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası’nın 35. maddesi ile koruma altına alınan mülkiyet hakkı temel insan haklarından birisi olarak kabul edilmiştir. Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesinde belirtildiği gibi kamu yararı amacıyla ve yöntem olarak yasayla kısıtlanabilecektir. Anayasanın 46. maddesinde kamulaştırmaya özel olarak yer ayrılmış ve “devlet ve kamu tüzel kişilerinin özel mülkiyete konu olan taşınmazları, kamu yararı amacıyla ve bedelini peşin ödemek suretiyle, malikin rızası olmaksızın elinden alınması” olarak yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Mülkiyet Hakkını düzenleyen 1 Nolu Ek Protokolün 1.maddesi “  Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka harçların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.‘şeklindedir
Anayasanın 90. maddesi “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” şeklinde olup Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 No'lu Ek Protokolü’nün 1. maddesi Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca iç hukukumuzun bir parçası haline getirilmiştir.
İdarenin (Bakanlıklar, belediyeler vs.)  usulüne uygun bir kamulaştırma kararı olmadan taşınmaza fiilen el koyması hali uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Makalemizin konusunu oluşturan kamulaştırmasız el atma “idarenin yasaya uygun bir kamulaştırma yapmadan özel mülkiyete konu taşınmazları kamu hizmetine tahsis etmek amacıyla fiilen kullanmasıdır.” şeklinde kısaca tanımlanabilir. İdarenin ihtiyaç duyduğu özel mülkiyetteki taşınmazları edinme yolu kamulaştırma usulüdür. Anayasada dayanağı bulunmayan ve HAKSIZ FİİL olarak da nitelendirilen kamulaştırmasız elkoyma suretiyle, temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına müdahale edilmesi hâlinde, ilgili taşınmazın bedelinin Devletçe malikine ödenmesi gerekir. Yargıtay içtihatlarında, doktrinde ve madde gerekçesinde de kabul edildiği üzere kamulaştırmasız el atmalar “haksız fiil” niteliğinde bir eylemdir. Haksız fiil, doktrinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin şahsına veya mal varlığına zarar vermek olarak tanımlanır. Haksız fiil borç kaynaklarından birisi kabul edilmiş olup zararı veren tazminle sorumludur. Haksız fiile muhatap olan kişinin, haksız fiile sebebiyet veren kişiden zararını isteme imkanı hukukun genel prensiplerindendir. Ancak haksız fiil eylemleri sadece kamulaştırmasız el atmalarla sınırlı sayılamaz. İdarenin veya kişilerin sebebiyet verebileceği başka haksız fiil çeşitleri de vardır. Fakat konumuz kamulaştırmasız elatma davaları ile sınırlıdır.
Türk Hukuk Sistemimizde Yargıtay İçtihatları ile kendine yer bulan kamulaştırmasız el atma 18.06.2010 tarihinde kabul edilen ve 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 30.06.2010 tarihli 27627 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 5999 sayılı yasa ile ekleme yapılarak kendine mevzuatta yer bulabilmiştir.  Devamında 25.02.2011 tarih 27857 sayılı Resmi Gazete yayınlanan ve kamuoyunda Torba Yasa adı ile anılan 6111 sayılı yasa ile ek hükümler getirilmiştir.
2-KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA NEDİR, HANGİ HALLERDE VARDIR ?
Özel kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmaz bir mala kamu hizmeti için ihtiyaç duyan ve kamulaştırma yapma yetkisine sahip olan idareler kamu yararının bulunduğu durumlarda Anayasanın 46. maddesindeki koşullara uyarak ve parasını peşin vermek suretiyle kamulaştırma yapabilirler. Hukuk sistemimizde, kamulaştırma işleminin nasıl yapılacağı ve bu konudaki anlaşmazlıkların nasıl çözümleneceği kaynağını Anayasanın 46. maddesinden alan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu  ile düzenlenmiştir.
Kamulaştırma yapmaya yetkili devlet kamu tüzel kişileri (Milli Savunma Bakanlığı gibi)  kamu kurumları veya kamu yararı bulunması halinde adlarına kamulaştırma yapılacak gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri (OSB gibi), Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın, bir kimsenin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malına sahiplenme kastı ile ve kalıcı olarak el koyup, taşınmaz üzerine bir tesis veya bina yapar yahut da o taşınmaz malı bir hizmete tahsis ederek mal sahibinin taşınmaz üzerinde dilediği gibi kullanma hakkını engellerse, kamulaştırmasız el koymuş sayılır. İdarenin, özel mülkiyetteki taşınmazı açtığı tescil davası ile tapuda kendi adına tescil ettirmesi halinde hak sahibinin eline ulaşmış tebliğat ya da kamulaştırma noter belgeleri usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemişse vatandaşın özel mülkiyete dayalı hakları devam etmektedir. Bu halde hak sahibi devre razı olup taşınmaz bedelini dava tarihindeki güncel rayiçler üzerinden dava yoluyla talep edebilecektir.
Kamulaştırmasız el koyma kavramı yukarıda tanımlanan en genel şeklinin dışında;
a)  Kamu yararı kararı alınan hallerde; kamulaştırma işlemleri tamamlanmaksızın idarenin, taşınmazlara el koyması,
b) İdarenin usulüne uygun olarak yapmış olduğu kamulaştırma işleminde kamulaştırma sınırlarının dışına çıkarak, taşınmazın kamulaştırma projesi dahilinde olmayan bölümlerine de el koyması,
c)  Belediyelerce yapılan imar uygulamaları sırasında, imar kanunu hükümleri uyarınca düzenlemeye tabi tutulan taşınmazların, kamu hizmetleri için ayrılıp üzerinde kamu tesisleri bulunan alanlara hisselendirilmesi
d) İmar uygulamaları sırasında, imar kanunu 18.maddesi hükmü uyarınca düzenlemeye tabi tutulan taşınmazlardan, yasal olarak kesilmesi gereken imar düzenleme ortaklık payı miktarından fazlasının kesilmesi suretiyle kamu hizmetlerine tahsis edilmesi, Şeklindeki uygulamalar Yargıtay içtihatları ile kamulaştırmasız el koyma olarak kabul edilmiştir.
 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih Esas No: 2010/5-662 Karar No: 2010/651 sayılı ilamı ile uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen İdarelerce, okul alanı ,yeşil alan olarak imar planlarında yer almasına rağmen idarenin pasif ve suskun kalarak ve imar uygulaması yapmayarak taşınmaza müdahale edildiği; bu haliyle İdarenin eyleminin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğu, İdarenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz maliki kişilerin , dava yoluyla kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini, eş söyleyişle idareden değer karşılığının verilmesini isteyebileceğine karar vererek uzun yıllar boyunca verdiği kararını değiştirmiştir.
Vatandaşta, adalet yararına verilen bu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının sevinci tabiri caizse kursağında kalmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü yeni kararlarında artık “hukuki el atma” halinde yargı yolu olarak Yargıtay'ı yani adli yargıyı değil İdare Mahkemelerini yani idari yargıyı işaret etmiştir. 
Örnek mahkeme kararına bu paragrafta yer veriyoruz. T.C. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü  Esas:  2012/457 Karar: 2012/381 Karar Tarihi: 24.12.2012 :” Uyuşmazlığa konu parselin imar planında sağlık alanında kaldığı, taşınmaza idarece fiilen el atılmadığı ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiği, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece imar kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacının hissedar olduğu taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlık Mahkemesi kararı doğrultusunda Yargıtay 5.Hukuk Dairesi Esas:  2012/13183 Karar: 2012/19391 Karar Tarihi: 11.10.2012 Anayasanın 158. maddesine göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 28/2. maddesinde ise <ilgili yargı mercileri ile bütün makam, kuruluş ve kişiler mahkeme kararlarına uymak, geciktirmeksizin onları uygulamakla ödevlidirler.> hükmü getirilmiştir.  Sonuç: Bu hükümler çerçevesinde mahkemenin davanın yargı yolu yönünden reddin ilişkin kararının onanması gerekirken, Dairemizce maddi hata sonucu bozulmasına karar verildiği anlaşıldığından, davalı idare vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairemizin 17.05.2012 gün ve 2012/3092-10080 sayılı BOZMA kararının kaldırılmasına; hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı ONANMASINA,” şeklinde  karar vermek zorunda kalmıştır.
Ancak Yargıtay 5. Hukuk Dairesi yeni bir kararında  Uyuşmazlık Mahkemesi’nin somut yani eldeki dosya hakkında yargı yolu  kararı olması  halinde görevsizlik kararı verileceğini içtihat etmiştir.  İşte kararın özeti “ T.C. YARGITAY 5.Hukuk Dairesi’nin Esas:  2012/18913 Karar: 2012/27704 Karar Tarihi: 20.12.2012 tarihli kararında “ Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı kararı uyarınca taşınmazın aynına ilişkin bu tür davaların bu dosyaya özgü verilmiş uyuşmazlık mahkemesi kararı bulunmadığı sürece adli yargıda görülmesi gerekir.İşin esasına girilerek taşınmazın imar planında Sağlık Tesis alanı olarak ayrıldığı tarih belirlenip, gerekli inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre hüküm kurmak gerektiği gözetilmeden mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi doğru görülmemiştir", demiştir. Yakın tarihli " Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 2012/25276 Esas 2013/551 Karar sayılı 21.01.2013 tarihli kararında "Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı kararı uyarınca taşınmazın aynına ilişkin bu tür davaların (bu dosyaya özgü verilmiş uyuşmazlık mahkemesi kararı bulunmadığı sürece) adli yargıda görülmesi gerekir." diyerek Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarını kendisi için bağlayıcı ilke kararı olarak görmeyerek haklı olarak bir nevi direnmeye devam etmektedir.
 3) 16.05.1956 gün ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının değerlendirilmesi  
30.06.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 5999 sayılı yasa ve 25.02.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6111 sayılı yasanın varlığından önce Kamulaştırmasız el koyma kavramı mevzutta yasa ile düzenlenmemişti. Fakat el atmanın varlığı olgusu karşısında ilk olarak Yargıtay’ın 16.05.1956 gün ve 1956/1-6  sayılı İBK’ı ile tanımlanmıştır. Özetle İçtihatları Birleştirme kararında ;
1-Taşınmazına, kamulaştırmasız el konulan malikin, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı olduğu kabul edilmiş
 2- Taşınmaz sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verileceği de açıkça vurgulanmıştır.
Yargıtay’ın aynı günlü ve 1956/1-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise usulüne uygun şekilde kamulaştırma işlemi yapılmaksızın taşınmazına el konulan mal sahibinin açacağı davanın herhangi bir zamanaşımına tabi olmayacağı kabul edilmiştir. Zamanaşımı düzenlemesi 08.11.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanun’unun 38.maddesi ile getirilmiş olup Anayasa Mahkemesi’nin  04.11.2003 tarihinde 25279 nolu resmi Gazete de yayınlanan 2002/112 Esas, 2003/33 Karar sayılı kararı ile “4.11.1983 günlü, 2942 sayılı "Kamulaştırma Kanunu"nun 38. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 10.4.2003 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. “ Böylece hukuk garabeti olan 2942 sayılı yasanın 38. maddesi iptal edilerek hak sahiplerinin hak aramasının önündeki süre / zamanaşımı engeli kaldırılmıştır.
5999 sayılı yasa ile taşınmaz sahiplerinin “kamulaştırmasız el koymadan kaynaklı açtıkları bedel davaları 2942 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 38. maddesindeki süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olanlar da kamulaştırmasız elatmaya dayalı bedel davası açabileceklerdir.  
 16.05.1956 tarihli 1956/1-6 ve 1956/1-7 sayılı bu iki içtihadı birleştirme kararı, konuya son derece çağdaş bir yaklaşım getirmesi ve bireylere ait mülkiyet hakkına, yasalarla belirtilen usuller dışında getirilen hiçbir sınırlamayı kabul etmemesi ve en önemlisi de mülkiyet hakkının zaman ötesi bir kavram olduğunu kabul ederek, açılacak bu davaların herhangi bir zamanaşımına tabi olmadığını vurgulaması ve mülkiyet hakkını ayni hak olmasının ötesinde temel bir insan hakkı olarak ele alması nedeni ile  anayasamıza, uluslar arası hukuka ve AİHS’ne uygun bakış açısı nedeniyle son derece dikkat çekicidir.
09.10.1956 tarihinde 6830 sayılı Kamulaştırma Kanunu yürürlüğe  girmiş ve bu yasa ile idarelerin Kamulaştırmadaki izleyecekleri usuller ve açılacak davaların ne şekilde çözümleneceği belirlenmiştir. Ancak 13.01.1961 tarihinde yürürlüğe giren 221 sayılı Yasa ile 6830 sayılı Yasanın yürürlük tarihi olan 09.10.1956 gününden önce, idarelerin kamulaştırma yapmaksızın el koyduğu taşınmazların kamulaştırılmış sayılacağı kabul edilmiş ve taşınmazına 09.10.1956 tarihinden önce Kamulaştırmasız el konulan kişilere Yasanın yürürlük tarihi olan 13.01.1961 tarihinden itibaren 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açma hakkı tanınmıştır. Böylece 221 sayılı yasada dikkate alındığında hukuk sistemimizde kamulaştırmasız el koyma kavramı 09.10.1956 tarihinden sonraki olgular için söz konusudur.
4) Hangi haller Kamulaştırmasız  el  atma değildir.
İdarelerin bir taşınmaza kamulaştırma işlemi yapmadan ve sahiplenme kastı ile de olsa devamlı suretteki her el koyması kamulaştırmasız el atma değildir;
a) 09.10.1956 tarihinden önce kamulaştırma yapılmaksızın idareler tarafından fiilen kamu hizmetine tahsis olunarak el konulan taşınmazlar 221 sayılı yasa uyarınca kamulaştırılmış sayılacağından bu tarihten önceki el koymalar kamulaştırmasız el koyma niteliğinde değildir.
b) 3194 sayılı imar kanunu bakımından;
İmar kanunun 18. maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı (DOP) adı altında bedel ödenmeden ve yasada belirtilen oranları aşmayacak miktarlarda (%40) yapılan kesintiler kamulaştırmasız el koyma değildir. Ancak; Yargıtay uygulamasında imar uygulamasına tabi tutulan taşınmazlardan, düzenleme tarihinde yürürlükte bulunan imar kanununda belirtilen oranlarda yapılan kesintinin kamu hizmeti için ayrılan yerlere rastlayan alanlara yetmemesi nedeniyle fazla kesinti yapılması halinde de kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı kabul edilmiştir.
c) Taşınmazların tapu kaydına kamulaştırma şerhi konulması; Fiili el koyma yaksa taşınmazların tapu kaydına konulan kamulaştırma şerhi kamulaştırmasız el atma olarak kabul edilmemektedir.
ç) Kamulaştırma kanunun 35. maddesi;
Özel parselasyon sonunda, malikin muvafakati ile kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış olan yerlere el konulması da yasa hükmü gereği kamulaştırmasız el koyma olarak kabul edilmemektedir.
5) 5999 sayılı ve 6111 sayılı yasalarla yeni düzenlemeler getirilmiştir. Oldukça tartışmalı olan bu yasa maddelerinin bir kısmı Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. Bu konuda kaleme aldığım yazıya http://www.tevratduran.com/kamulastirmasiz-elatma-davalarini-duzenleyen-5999-ve-6111-sayili-yasalarla-ilgili-anayasa-mahkemesinin-201083-esas-2012169-karar-sayili-karariyla-veridgi-iptal-hukmunun-anlami/ linkinden ulaşabilirsiniz.
6) 6100 sayılı yasaya göre Kamulaştırmasız El Koyma Davalarında Görev ve Yetki Konusu ve uygulanacak yargılama usulü
 Yargıtayın 11.02.1959 gün ve 1958/17 Esas, 1959/15 Karar Sayılı ictihadı birleştirme kararı ile kamulaştırmasız el atma davalarının medeni kanun hükümlerine giren mülkiyete yönelik hakların ileri sürülmesi davası mahiyetinde olduğu ve bu bakımdan adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir.
Kamulaştırmasız el atmanın önlenmesi veya taşınmaz bedelinin tahsili davalarında görev hususu 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 2. maddesine göre değer ve miktarına bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi şeklinde düzenlenmiştir. Yetkili mahkeme 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesine göre taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
Yargılama usulü, 6100 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılacak kamulaştırmasız el atmaya dayalı elatmanın önlenmesi  ve bedel davalarda HMK 316 Vd. maddelerine göre “basit yargılama usulü”dür.  Yargıtay 5.Hukuk Dairesi’nin görüşü bu yöndedir.
Kamulaştırmasız el koyma olgusuna dayanan davalarda değer biçme yöntemi 2942 sayılı yasanın 11. maddesindeki kıstaslara göre belirlenecektir.
SONUÇ
Yasakoyucunun, idarenin ihtiyacı sebebiyle özel hukuk kişilerinin taşınmazlarına usulüne uygun kamulaştırma kararı alınmadan ve bedelini ödenmeden el atmasını kutsayıcı yasal metinler vücuda getirmesi Anayasanın 35. maddesi ile koruma altına alınan ve en temel haklarından olan mülkiyet hakkına açıkça aykırıdır. Yasakoyucunun hukuku hakim kılmak yerine taşınmaz bedellerinin ödenmesinin ekonomiye ek külfetler getirecek olması gibi ekonomik kaygılarla hareket ederek “kamulaştırma bedelleri için haciz uygulanamayacağı, uzlaşma yoluna gitmenin esas olduğu vs. gibi “ devleti koruyucu 5999 ve 6111 sayılı yasalarla yeni hükümler getirmesi, vatandaşın haklarını almasının önüne engeller koymadaki ısrarını aşamadığını göstermektedir. 5999 ve 6111 sayılı yasalar bu anlamda tartışmaların önüne geçememiş bilakis tartışmaları artırmıştır. Yargıtayımızın hukuk devletini gerçekleştirmek bakımından yasama metinlerini hukuka uygun yorumlaması en büyük güvence olarak görülmektedir. Kısa anekdota yer vermekte fayda görüyorum. “Prusya Kralı büyük Frederik, Postdam (Günümüz Almanya’sının kuzeydoğusundaki Polonya sınırında bulunan Brandenburg eyaletine bağlıdır) ormanlarında gezinirken bir değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine bir saray yaptırmak ister. Fakat değirmenciyi bu satışa bir türlü razı edemez. Kral değirmenciyi gönüllendirmek için önce değirmene değerinin kat kat üstünde bir meblağ ödemeyi teklif etse de Sans-Souci, olmaz der, satılık değil bu değirmen.
Kral kızar ve "sen benim Prusya Kralı olduğumu bilmiyor musun yoksa?"  "Biliyorum, biliyorum" der Sans- Souci, "sen de benim bu değirmenin tapusu ile sahibi olduğumu bil"
Kral kızar ve zorla alırım o halde der, bakalım o zaman ne yapacaksın? Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden: “Berlin’de hakimler var” cevabını verir. Kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletine kendi aleyhinde de güvenildiğini anlar ve bu yeldeğirmeninin Prusya Krallığı devam ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını diker ve adını da Sans-Souci Sarayı kor.”
Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemleri ile yasama ve yürütmenin işlemlerinin hukuka uygun olmasıdır. Bu anlamda kutsal görev ifa eden Yargıçlarımızı takdir eder, bu kısa çalışmamızın uygulayıcılara ve vatandaşlarımıza faydalı olmasını dilerim.
Av. Tevrat DURAN
Not: Bu yazı ; yazım tarihindeki mevzuata göre yazılmıştır.

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir