Anayasa Mahkemesi'ne 2942 sayılı yasanın Geçici 7. maddesinin iptali için yapılan itirazın hukuki gerekçeleri

Av.Tevrat DURAN
Av.Tevrat DURAN

2942 sayılı yasanın Geçici 7. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne yerel mahkemelerce pekçok kez ve ayrı gerekçelerle itiraz yoluna gidilmiştir. Biz bu mahkemelerde Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin iptal gerekçelerin ayrıntılı bir özetine aşağıda yer veriyoruz.

Anayasaya aykırılık iddiası;
A-Anayasanın 2. maddesi yönünden;

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren anayasaya aykırı durum ve tutumdan kaçınan hukukun üstün kuralları ile kendini bağlı sayan yargı denetimine açık yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Kişilerin hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devletinin ön koşullarındandır.

Devletin kendi koyduğu kurallara uymadan devletin veya bir kamu tüzel kişisinin tamamlanmamış olan kamulaştırma işlemine sonradan yürürlüğe koyduğu yasa ile tamamlanmış sayarak el koyması ve bireylerin dava hakkı olmayacağını belirterek mülkiyet hakkından doğan tazminat hakkını ellerinden alınması hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz.

Hukuk devletinin bir ön koşulu da hukuk güvenliği ilkesidir. Bireyler tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmeleri devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerekir. Anayasanın 2. maddesinde yer alan Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de belirliliktir.

Bu ilkeye göre yasal düzenlemelin hem kişilere hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık net anlaşılır uygulanabilir ve nesnel olması ve ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Hukuk devletinde kurallar öngörülebilir olmalıdır. Birey hangi koşullarda nasıl karşılaşabileceğini öngörebilmelidir. Öngörülebilirlik, mevzuat normunun açık ve anlaşılabilir olmasıdır. Birey kendi davranışının, ya da devletin davranışının, muhtemel sonuçlarını, önceden tahmin edebilecek olmalıdır.

 Yargıtay İçtihatlarına göre, dava açabileceğini bilen birey, dava devam ederken, dava hakkının elinden alınabileceğini öngörebilmesi mümkün değildir.

 Öngörülebilir olması yanında dava hakkının elinden alınması keyfi bir davranıştır. Bireyler keyfi muamelelere karşı korunmalıdır. (AİHM Grgiç vd. ile ilgili 2007/13 sayılı karar)

Tüm bunlar göz önüne alındığında getirilen kural anayasanın 2. maddesine aykırıdır.

 B- Anayasanın 36. maddesine aykırılık:

 Anayasanın 36. maddesine göre herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Bu madde başlı başına temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasının en etkili güvencesidir. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki uyumazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar.

Maddi hukukta değişiklik yapmaksızın, maddi hukuktan kaynaklanan uyuşmazlığın dava konusu yapılmasını yasaklayan kural hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırıcı niteliktedir. (AYM 22.02.2013 tarihli kararı)

Geçici 7. madde ile getirilen kural ile yargıya başvuru hakkı engellenmektedir. Mevcut davalara da uygulanması adil yargılanma hakkını ortadan kaldırmaktadır.

Hiçbir bedel ödenmeksizin özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza el konulmasında dava hakkının engellenmesi anayasanın 36. maddesine aykırıdır. (AYM 10.04.2003 tarih 112/33 sayılı kararı)
C- Anayasanın 35. maddesine aykırılık:

Anayasanın 35. maddesine göre herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Getirilen Geçici 7. maddedeki hüküm ile mülkiyet hakkının özüne dokunulmuş ve mülkiyet hakkı engellenmiştir. Kamu yararı, ancak bedeli ödenmek suretiyle mülkiyet hakkını ortadan kaydırabilir. Madde metninde bedelin ödenip ödenmediği araştırılmaksızın, salt tapudan idare adına tescilinin yeterli görülmesi mülkiyet hakkının özüne aykırı bir davranıştır bu da anayasa ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkına aykırılık teşkil eder. Bu durum sınırlamayı aşan hakkın özünü zedeleyen bir durumdur. Mülkiyet hakkına keyfi bir el koymadır.

D- AİHS Ek-1 Protokol 1. maddesine aykırılık;

Ek-1 Protokol 1. maddesine göre herkese mal ve mülkünün dokunulmazlığına riayet edilmesi hakkını tanımakta, özü itibarı ile mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Ayrıca sözleşmenin 6. maddesi ile de mülkiyet hakkı koruma altındadır. Hakkı çiğnenen kişi ulusal bir organa başvurma olanağından yoksun bırakılmış ise 13. maddenin ihlaline de sebep olabilmektedir.

AİHM bir kararında Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi bile Ek 1 Protokolün 1. Maddesine aykırılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

EK 1 Protokolün 1. maddesine devlete sadece mevzuata saygı göstermek ve öngörülebilir ve tutarlı bir şekilde uygulama görevi yüklememekte bunun yanı sıra mülkiyet hakkının etkin şekilde kullanılmasını sağlamak üzere hukuki ve pratik koşullar sağlamakla yükümlüdür. Devlet bu yükümlülüğü yerine getirecek yerde tam tersini yaptığından protokol maddesi ihlal edilmiştir.

Ek 1- Protokolün 1. maddesinde herhangi bir kişinin ancak kamu yararı sebebiyle ve hukuk tarafından öngörülen koşullara uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği öngörülmektedir. Öngörülebilir olmadığı 2. madde ile ilgili gerekçede açıklandığından oraya atıf yapmakla yetinilerek, geçici 7. madde ile getirilen hüküm öngörülebilir olmadığı için Ek-1  Protokol 1. maddesine aykırıdır.

E- AİHS  6. maddesine aykırılık;

AİHS 6. maddesine göre herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerekse…. Tarafsız bir mahkeme tarafından makul sürede hakkaniyete uygun ve açık olarak görüşülmesini isteme hakkı mevcuttur.

Mahkemeler önünde açılmış ve görülmekte olan davalar için özel yasa çıkartılarak bu hakkın ellerinden alınması, sözleşmeyi imzalayan ve hukukun üstünlüğü prensibine saygı göstermeyi taahhüt eden bir ülkeye yakışmayan davranıştır.

Hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkı, sözleşmenin 6. maddesinde yer almaktadır. Kişisel haklar ve yükümlülükler alanında taraflar arasında adil bir denge anlamında, silahların eşitliği ilkesi geçerli bir şarttır.

Tarafların menfaatleri söz konusu olduğu davada, her iki taraf da diğer taraf karşısında kendisini esaslı bir şekilde dezavantajlı bir duruma sokmayacak şartlar altında kendi iddiasını savunma imkanın verilmesini ima etmektedir.

Açılan davalarda, yargı organı tarafından sonuca bağlanmasını etkilemek amacıyla yasama organı tarafından adalet dağıtımına herhangi bir şekilde müdahale edilmesini önlemektir.

Devlet bu madde ile davanın sonuçlarını, kendi lehine çevrilmesinde belirleyici tarzda müdahale etmiştir. Bu husus adil yargılama hakkının ihlalidir.

AİHM, 14/6/2011 tarihli Şat-Türkiye davasında da kamulaştırma kararının tebliğ edilmemesi halinde dava açılmasının beklenmesini makul olmayacağı, bu halde kamulaştırma işlemi yapılmaksızın başvuranın taşınmazını kullanıldığını, bu durumun AİHS 6.maddesine aykırılık teşkil ettiğini belirtmiştir.

YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

Bu hükmün uygulanmasına devam edilmesi telafisi imkansız zararlar doğuracağından bu zararların doğmasını önlemek amacıyla bu maddenin iptali istenirken yürürlüğün durdurulması da istenmelidir.

KARAR: Gerekçede açıklanan nedenlerle

“6487 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile 2942 sayılı Kanuna eklenen Geçici 7. maddesinde mülga 31.08.1956 tarihli ve 6830 sayılı İstimlak Kanunu’nun 16 ve 17. maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’un mülga 16 ve 17. maddeleri uyarınca mahkemelerce idare adına tescil kararı verilen kamulaştırmalarda tebligatlar ve diğer kamulaştırma işlemleri tamamlanmış sayılır, bu kamulaştırma işlemi sebebi ile hiçbir hak ve alacak talebinde bulunulamaz kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz açılmış ve devam eden davalar bu madde hükmü uygulanarak sonuçlandırılır.” hükmünün Anayasanın 2,36,35 maddeleri ile 90. madde yol göstermesi ile AİHS ek 1 protokolünün 1. maddesi ve AİHS maddesine aykırı olduğundan iptalleri için yürürlüğün durdurulması istemi ile Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz davası olarak Anayasa Mahkemesine başvurulmasına….”

Tavsiye Edilen Yazılar

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir