Danıştay'ın imar planlarındaki kısıtlamayla ilgili son kamulaştırma kararı

Konuyla ilgili değerlendirmeyi yapmak üzere şimdilik kararı sizinle paylaşıyorum.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2011/8152
Karar No : 2013/2702
ULUSLARARASI SÖZLEŞME
İmar planında yol ve otopark olarak belirlenen ve 5 yıllık imar programına
alınmaması sonucu kamulaştırılmayan taşınmazın bedelinin, keşif ve bilirkişi incelemesi
yaptırılarak belirlenmesi suretiyle ödenmesi gerektiğinden tazminat isteminin reddine ilişkin
mahkeme kararında isabet bulunmadığı hk.
Temyiz Eden (Davacı) :
Vekili :
Karşı Taraf (Davalı) :
Vekili :
İstemin Özeti: Çanakkale İdare Mahkemesince verilen 24/06/2009 tarihli, E:2008/710,
K:2009/411 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi :
Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının
bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve
dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
Dava; Çanakkale İli, Merkez Barbaros Mahallesi, 844 ada, 129, 130 sayılı parsellerin
uygulama imar planında yol ve otopark alanı olarak belirlenmesi sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen
120.000,00-TL zararın 07.09.2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazmini
istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, davacının 129, 130 sayılı 30 m2’lik parselinin 1/1000
ölçekli uygulama imar planında yol ve otopark alanı olarak belirlenmesi üzerine meydana gelen
maddi zararın karşılanması için Çanakkale Belediye Başkanlığı’na başvurarak mülkiyet hakkının
kısıtlanması ve ortadan kalkması sonucu büyük bir ekonomik zarara uğradığından taşınmazın
kamulaştırılması, olmadığı takdirde eş değer bir taşınmaz ile trampa edilmesi yolundaki
başvurusunun cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine iş bu davayı açtığı, Mahkemelerinin
03.02.2009 ve 29.04.2009 tarihli ara kararlar ile “taşınmazların 1/1000 ölçekli uygulama imar
planında yol ve otopark alanı olarak belirlenmesine ilişkin plan değişikliğine karşı dava açılıp
açılmadığı ve talep edilen 120.000,00-TL maddi tazminat bedelinin idarenin hangi eylem ve
işleminden kaynaklandığı ile maddi zararın tespitine ve tevsikine dair belgelerin birer örneği
istenildiği halde, bu konuda herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı gibi ayrıca plan değişikliğine
karşı da dava açılmadığının belirtildiği, dolayısıyla maddi zararın unsurlarından olan zararın kesin
1 T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2011/8152
Karar No : 2013/2702
olması şartının olayda vuku bulmadığı, idarenin tazminle yükümlü tutulmasının, ancak kesin olarak
ortaya çıkmış ve belirgin hale gelmiş bir maddi zararın varlığı halinde mümkün olduğu, davacı
tarafından uğramış olduğu iddia edilen 120.000,00-TL maddi zararın somut olarak
belgelendirilmemesi karşısında bu aşamada kesin bir zararın oluşmadığı sonucuna varıldığı
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Anayasa’nın 35. maddesinde: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar,
ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz.” kuralına yer verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13.
maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir parçası halini alan
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu Ek Protokolünün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1.
maddesinde ise: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini
isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” hükmü
yer almıştır.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), benzer bir mülkiyet hakkı ihlali
iddiasıyla açılmış olan, Hakan Arı/Türkiye Davasında (Başvuru No:13331/07) 11.1.2011 tarihinde
verdiği kararda, “…. başvuran mülkiyet hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını öne
sürmektedir.
Hükümet, mülkiyetten yoksun bırakma gibi bir durumun söz konusu olmadığını ve
başvuranın arazisini kullanmaya ve fidanlık olarak ekip biçmeye devam edebileceğini
savunmaktadır.
AİHM’ye göre başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz konusudur.
Taşınmazın şehir imar planında okul yapımı için öngörülmesi yalnızca imar yasağından
etkilenmesine yol açmamış, aynı zamanda araziden istifade edilmesini de olanaksız hale getirmiştir.
Geriye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmek kalmaktadır.
AİHM, başvuranın taşınmazına el atılmaması nedeniyle re’sen gerçekleşmiş bir
müdahalenin olmadığını gözlemlemektedir. AİHM, bunun yanı sıra mülkiyetin transferinin
gerçekleşmemiş olduğu ihtilaf konusu davayı görünenlerin ötesine geçerek gerçek yüzüyle
inceleyeceğini belirtmektedir. AİHM, bu bağlamda, başvuran tarafından öne sürülen durumun
etkilerinin mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğini, gayrimenkulün değeri ile ilintili
olduğunu ve sonucu itibarıyla bütün olarak taşınmazın kullanılabilirliğini azalttığını anımsatır.
AİHM, buna karşın, özüne yönelik kayba uğrasa da mezkur hakkın kaybolmadığını not etmektedir.
Dile getirilen bütün bu tedbirlerden başvuranın mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı gibi bir
çıkarımda bulunulamamaktadır. Başvuran ne taşınmazına erişim hakkını ne de onun maliki olmayı
kaybetmiş, esasen taşınmazın satışı konusunda sıkıntı yaşamıştır. …..
AİHM, yine de başvuran tarafından dile getirilen durumun Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.
maddesinin ilk cümlesi kapsamına girdiğini ifade etmektedir.
AİHM, kamu yararının gerekleri ile başvuranın temel haklarının korunması arasında
hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip gözetilmediğini incelemeye alacaktır (…..)
Başvuranın imar iznini elde etme konusunda meşru bir beklentisi bulunmaktadır. Zira okul
inşaatının öngörüldüğü şehir imar planını müteakip kamulaştırma amacıyla sonradan araziye imar
yasağı getirilmiştir. Bu yasak halen sürmektedir.
AİHM, başvuranın ilgili bütün bu dönem boyunca mülkiyetinin akıbeti konusunda bir
2 T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2011/8152
Karar No : 2013/2702
belirsizliğe itildiğini gözlemlemektedir. İlk etapta idari bütçe kaynaklarının yetersizliği nedeniyle
mezkur arazi kamulaştırılamamış, ikinci süreçte belediyenin 22 Eylül 2005 tarihinde kabul ettiği
yeni şehir imar planına göre başvuranın taşınmazı bir kez daha okul yapımı kararından etkilenmiştir.
AİHM, bu bağlamda, Hükümet tarafından iç hukukta başvuranın taşınmazının belirsizliğini
telafi edecek herhangi bir hukuki kararın alındığı dile getirilmemiştir.
AİHM, söz konusu bu durumun, başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla
yararlanmasının önünde engel teşkil ettiğine ve arazinin satış şansı da dâhil, sonucu itibarıyla
taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığına itibar etmektedir.
Ayrıca başvuranın uğradığı kayıp hiçbir tazminat miktarı ile giderilmemiştir.
Bütün bu sözü edilenler AİHM’yi başvuranın, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı
arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak
zorunda kaldığı yönünde düşünmeye sevk etmektedir.
AİHM, bu nedenle Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır.” gerekçesiyle Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etmiştir.
Bu arada, benzer uyuşmazlıkların adli yargıda dava konusu edilmeleri üzerine adli yargı
yerlerinin ve Yargıtay’ın, konuyu çözümsüz bırakmamak amacıyla uyuşmazlıklara medeni hukuk
kuralları çerçevesinde çözümler getirmeye çalıştığı görülmektedir.Konunun en belirgin şekilde
tartışıldığı ve karara bağlandığı örnek iseYargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü,
E:2010/5-662K:2010/651 sayılı kararıdır. Bu kararda; “… uzun yıllar programa alınmayan imar
planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı
İdarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale
getirdiği, dolayısıyla malikin taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma
olanağı kalmadığı, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal bir nedene dayanılmadan
İdarece engellendiği kuşkusuzdur.
Yukarıda açıklandığı üzere, malikin taşınmaz üzerindeki egemenliği hukuk düzeninin
sınırları içinde üçüncü kişilere karşı korunmuş ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683.
maddesinde malike, hukuka aykırı olarak müdahalenin önlenmesini isteme hakkı tanınmıştır. Bir
kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile
imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel
sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibari ile bir fark bulunmamakta her ikisi de kişinin
mülkiyet hakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonucu doğurmaktadır.
Ancak, bundan da öte; uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata
geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı İdarece, pasif ve suskun
kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği; bu haliyle İdarenin
eyleminin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan
kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğu, her türlü izahtan varestedir.”
gerekçesiyle söz konusu uyuşmazlıkları “kamulaştırmasız el koyma” kapsamında değerlendirmiş ve
idarenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibinin, dava yoluyla
kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini, eş söyleyişle
idareden değer karşılığının verilmesini isteyebileceği sonucuna varmıştır.
Bununla birlikte, benzer uyuşmazlıklarla ilgili olarak yine adli yargıda açılan davalarda,
görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkmış, uyuşmazlığı inceleyen
Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından da, 9.4.2012 günlü, E:2012/41, K:2012/77 sayılı ve 9.4.2012
günlü, E:2011/238, K:2012/63 sayılı kararlarda olduğu gibi, yukarıda belirtilen konularda idari
yargı görevli bulunmuştur.
3194 sayılı İmar Kanunuyla yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen,
sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla anılan Kanunun 7. ve 8.
3 T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2011/8152
Karar No : 2013/2702
maddeleriyle, belirli nüfus kriterini aşan belediye ve valiliklere imar planları hazırlama ve yürürlüğe
koyma yükümlülüğü getirilmiştir.
Aynı Kanunun 10. maddesinde: “Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en
geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık
imarprogramlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri
esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisince kabul edildikten
sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu
kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet
tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde
kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek kamu kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar
programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan
gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar
bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.” hükmüne yer verilmek
suretiyle, belediyelere, imar planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını
hazırlama; programı uygulamaya koyma, ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına ise imar
programlarında kendi görev alanlarındaki kamu hizmeti için ayrılan özel mülkiyete ait
arsalarıprogram süresi içinde kamulaştırma zorunluluğu yüklenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının 07.09.2007 tarihinde davalı belediye başkanlığına
başvuruda bulunarak imar planında değişiklik yapılarak taşınmazının yol ve otopark alanından
konut alanına dönüştürülmesi isteminde bulunduğu, bu istemin 03.10.2007 günlü, 2007/199 sayılı
belediye meclisi kararı ile reddedildiği, davacının daha sonra 04.07.2008 tarihinde noter aracılığı ile
davalı idareye ihtarname göndererek; taşınmazların imar planında yol ve otopark alanında kaldığı,
bu nedenle mülkiyet hakkının kısıtlanması ve ortadan kalkması sonucu büyük bir ekonomik
mağduriyete uğradığını, bu mağduriyetinin ortadan kaldırılması için plan değişikliği talebinde
bulunduğu bunun reddedildiği, taşınmazlarının kamulaştırılmasına veya 2942 sayılı Kanunun 26.
maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli yerine idarenin kamu hizmetine tahsis edilmemiş eşdeğer bir
taşınmaz malı ile trampa edilmesi, bu işlemlerin 90 gün içinde tamamlanması, aksi takdirde idare
aleyhine dava açacağını belirttiği, bu başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı
anlaşılmaktadır.
Davacıya ait parsellerin, imar planındakamunun kullanımı için yol ve otoprak alanı olarak
ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya gidilemeyeceğinden, davacının tasarruf
haklarının kısıtlandığının açıktır. Buna rağmen taşınmazın yol ve otopark olarak belirlenmesinin
üzerinden beş yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın davalı idarece 5 yıllık imar programının
hazırlanmadığı ve kamulaştırma yapılmadığı gibi taşınmazın kamulaştırılmasına yönelik davacı
istemlerinin reddedildiği ve ne zaman kamulaştırma yapılabileceği konusunda davacıya herhangi bir
bilgi de verilmediğinden davacıya ait parselin mülkiyet hakkından yararlanma olanaklarının
kalmadığı görülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yukarıda da yer verilenHakan Arı/Türkiye Davasında
(Başvuru No:13331/07) verdiği kararda, sözkonusu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam
anlamıyla yararlanmasının önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dahil, sonucu
itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı değerlendirmesinde bulunarak, malikin,
kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan
alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı sonucuna varmış, ilgilinin
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu bağlamda, imar planında kamusal kullanıma ayrılmış olması nedeniyle davacının
taşınmazının yapılaşmaya kapatıldığı,imar haklarını kullanma olanağınınkalmadığı, dolayısıyla
davacının mülkiyet hakkı kullanımınınengellendiği görülmektedir. Bunun yanında, idarece
4 T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2011/8152
Karar No : 2013/2702
belirsizliğitelafi edecek herhangi bir hukuki karar alınmayarak arsa üzerindeki kısıtlama devam
ettirilmiştir.
Bu durumda, davacıya ait taşınmazın imar planında “yol ve otopark” olarak belirlenmesi
nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca imar planının yürürlüğe girmesinden
itibaren en geç 3 ay içinde bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programının belediyece
hazırlanmaması ve bunun sonucunda taşınmazının kamulaştırılmaması nedeniyle davacının
mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın idarece bir karar alınarak
kaldırılmadığının sabit olması karşısında, taşınmaz malın değerinin hesaplanarak ilgilisineödenmesi
dışında başka bir yol kalmamıştır.
İdarece taşınmaz kamulaştırılmış olsaydı taşınmaz bedelinin mahkemeceKamulaştırma
Kanunu hükümleri çerçevesinde tespit edilerek hak sahibine ödenmesi gerekecekti; bu nedenle
taşınmaz değerinin belirtilen Kanun hükümleri dikkate alınarak saptanması gerekmektedir..
2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11. maddesinde,taşınmazmal bedelinin tespiti esasları
belirtilmiş, 15. maddesinde ise, taşınmazın niteliğine göre bilirkişi kurulunun nasıl oluşturulacağı
açıklanmıştır.
Mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aralarında emlak değerleme
uzmanının da bulunduğu bilirkişi kurulunca, taşınmazın cins ve nevi, yüzölçümü, kıymetini
etkileyecek bütün nitelik ve unsurları, her unsurun ayrı ayrı değeri, varsa vergi beyanı, varsa resmi
makamlarca yapılmış kıymet takdirleri, taşınmazın mevkii, taşınmazın mevkii ve şartlarına göre ve
olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri, özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış
değeri, bedele etki eden tüm kanuni veriler, imar verileri, taşınmazın özgün nitelik ve kullanım
şekli, değeri etkileyen hak ve yükümlülükleri, gayrimenkul üzerinde aynı ve şahsi ittifak hakları ve
gayrimenkul mükellefiyetleri vb. bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçülerin
belirlenmesi suretiyle taşınmaz bedeli tespit edildikten sonra davacıya ödenmesine karar verilmesi
icap etmektedir..
Belirtilen açıklamalar karşısında, İdare Mahkemesinin tazmin edilecek zararın doğmadığı
gerekçesiyle davanın reddi yolundakikararında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacıya ödenmesine hükmolunacak tazminat tutarının, taşınmazın idare adına
tapuda tescil edilmesi sırasında kamulaştırma bedeliyerine geçecek miktar olarak kabul edilmesi ve
buna göre işlem yapılması zorunludur.
Açıklanan nedenlerle, Çanakkale İdare Mahkemesince verilen 24/06/2009 tarihli,
E:2008/710, K:2009/411 sayılı kararın BOZULMASINA, dosyanın adı geçen Mahkemeye
gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın
düzeltilmesi yolu açık olmak üzere,17/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan Vekili Üye Üye Üye Üye
x x x x x
ab-17/7
5

Tavsiye Edilen Yazılar

1 Yorum

  1. Ankara da hakimler var, sağolsunlar


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir